Mayıs, 2008 için arşivler
Nasıl spor yazarı olunur
29 May
Ülkemizdeki spor yazarı kıtlığından dolayı siz çekirgelerimi eğitmeye karar verdim. 5 hayat kurtarıcı maddeden sonra sizde kitleleri peşinde sürükleyen, gündemi değiştiren bir spor yazarı olacaksınız. Hazırsanız başlayalım.
- Sezon başlamadan önce daima hakkında yazı yazdığınız takımın başarılı olmasının imkansız olduğunu anlatan ve sorumluluğu yönetime atan bir yazı yazın. Sene içinde tutarsa bir de “ben demiştim” yazısı yazarsınız. Tutmazsa madde 2 ye bakın.
- Diyelim sene başı tahmininiz tutmadı. O zamanda başarılı olan takımın en lider durumdaki oyuncusu hakkında öven bir yazı yazın ve bu oyuncunun yönetime rağmen takımını başarıya götürdüğünden bahsedin.
- Transfer dönemlerinde ne tam gerçekçi olun ne de bol keseden sallayın. Önce takımın en eksik yerini tespit edin. Ardından 1 hafta oraya gelebilecek en uygun isim hakkında haber yapın. 1 hafta sonra da o mevkide oynayan çok ünlü ama klübüyle sorun yaşayan bir ismi haber yapın.
- Flaş haber yapmak için daima oyuncuların vermiş olduğu röportajları dikkatle inceleyin. Hiçbir oyuncu sadece bilinen şeylerle röportaj vermez. İçine daima değişik bir söz sıkıştırır. Bu sözü yakalayın ve manşete koyun. Gerisini de hayal gücünüz halledecek.
- Klüp yönetimi size saldırırsa daima “ben feleğin sillesini yemişim bişi olmaz ama siz dediklerimi yapın kendi iyiliğiniz için” moduna geçin (bkz. Hıncal Uluç) Bu konuda örnek okumak isterseniz Hıncal Uluç’un herhangi bir kluple girdiği bir polemiği okuyabilirsiniz.
Ve tabiki ünlü olduktan sonra hakkımda şöyle sağlam bir yazı yazın
6 sene sonra Hasan Şadoğlu Reloaded
25 May
Bugün, 8 sene eğitim gördüğüm Hasan Şadoğlu İlköğretim Okulunun 1. Mezunlar günü vardı. Okulun bahçesindeki, dönem sınırlaması olmayan etkinliğe katılım gerçekten çok azdı. Gelenler de ya çok küçüktü ya da çok büyük. Sonuçta 94′lülerin bile mezun sıfatını aldığı bir mekandı. 1997 öncesi mezun olanlara da ayrı tek bir masa açmışlardı. Öğretmenlerimin tümünü olmasa da birkaç tanesiyle konuşma imkanı buldum. İsmimi çıkaramadılar. Ama o kadar seneden sonra normal kabul ediyorum. Okul ise tamamen değişmiş. Sınıfların çoğunda TV ve bilgisayar var. Ayrıca gözlerim ve konuyla ilgili teknolojik bilgilerim beni yanıltmadıysa sınıflarda internet bağlantısı var. Görünce “Ulan biz okumamışız be” dedim. Şimdiki çocuklar çok şanslı…
Finalin Ardından
22 May
2008 yılında Şampiyonlar Ligi şampiyonu Manchester United oldu ve bende bu büyük futbol olayını 7 numaralı Ronaldo formamla takip ettim. İşte size izlenimlerim.
1) Maçın daha başlarında İlker Yasin, Ertem Şenere öyle iki posta koydu ki maçın ilerleyen dakikalarında Ertem her söyleyeceği sözü İlker Yasine onaylattı.
2) C.Ro Essien’i resmen maymun etti. Karşı karşıya pozisyonlarda bir kere bile zorlanmadı C.Ro, ben karşısında olsam en azından topa dokunabilirdim be.
3) Zemin cidden rezaletti. Sağlam bir zeminde oynansaydı Chelsea’nin golü diye birşey sözkonusu olmazdı zira milletin ayağının kaydığı beleş ötesi bir goldü.
4) Teveze nasıl bu kadar tahammül edildi anlayamadım. Türkiye’de olsa …
5) Ertem Şener C.Ro’ya nasıl iltifat edeceğini şaşırdı. Komik duruma düşüyor her seferinde.
6) Maçın hemen başında d-smart’taki HDTV yayınının reklamını yaptılar eyvallah ama maçın 80. dakikasında meç bitmek üzereyken d-smart’ın HDTV yayınından bahsetmek ne alaka? Reklamın kötüsü işte böyle oluyor.
7) Reklama girip çıkarken sürekli gösterilen Mastercard ve Şampiyonlar Ligi reklamı bayıyor bir yerden sonra. Oturup üşenmeden saydım bide…
Maçtan önceki programda Bülent Uygun’un ne işi vardı? Ne alakası var o adamın Avrupa kupasıyla?
İyisiyle kötüsüyle bir Şampiyonlar Ligi daha geride kaldı. Manchester United uzun süre sonra şampiyon oldu bende bir C.Ro maçı daha izledim. Yani genel olarak herşey güzel geçti. Seneye de görüşmek üzere.
Science ve Fikşın
22 May
Bugün dersanede fizik dersinde aklıma gelen uçuk ve mantıklı ve oscar almaya aday bir film senaryosu olabilcek fikrimi açıklıyorum.
İşlenecek konular tükendiği için geyik başladı ve birdenbire konu Mısır piramitlerine geldi. Ordan daha eski yapılara geldi ve en sonunda bu yapıların o kadar eski zamanda nasıl yapıldığı sorusu akıllara geldi. Ki zaten bu soru bir ton geyik ortamının da en baba sorusudur. Herneyse dağıtmayayım ortalığı. Arada hocanın küresel ısınma ve buz çağına dair bir sözü aklıma takıldı. Bunların, dünyanın kendini resetleme mekanizması olduğunu söyleyince beynim bir anda gaza bastı ve sınıftan ve geyik ortamından soyutlanıp teorimi kurmaya başladım. Arkanıza yaslanıp okumaya başlayın.
Evre 1 – Medeniyet
İnsanoğlu mağaralarda yaşama başlar, ateşi, tarımı, hayvancılığı, toplu yaşamı, inanışları, rönesansı, reformu, fiziği, kimyayı, biyolojiyi, matematiği keşfeder, Modern çağa ulaşır ve tüketime dayalı bir yaşayışı benimser. Fakat bu arada Dünyayı geri dönüştürülemez biçimde tahrip eder. Resetleme mekanizmasını da tetikler.
Evre 2 – Büyük Felaket
Geri dönüştürelemeyecek şekilde hasarlanan Dünyanın resetleme mekanizması harekete geçer. Tercihe bağlı olarak (seçimin neye bağlı olarak yapıldığını henüz çözemedim) Buzul çağı yada Küresel ısınma ile tüm insanlık helak olur. Dünya kendini kurtarmıştır. İnsanoğlu ise açgözlülüğünün ve bencilliğinin cezasını medeniyete mağaralarda sıfırdan başlayarak çekecektir. Buzların altında kalanların icabına da magma bakar.
Tezimi destekleyen savlar
- Madem dünya 4,567 milyar yıl yaşında (kaynak: wikipedi) neden bizim elimizde max 10000 yıllık tarih kalıntıları var? Aradaki zaman farkı Dünyanın ıssız geçiremeyeceği kadar uzun.
- Ajda Pekkan ( bkz. Resmin en alt kısmı)
- Eski uygarlıklarda yapılmış ve gizemi çözülememiş bilimum eser. (Piramit etc.)
Peki bunu nasıl bir filme çeviririz?
İşte işin en eğlenceli kısmı burada başlıyor. Öncelikle kahramanımızı tanıyalım:
- Amerikalı: Filmlerde Dünyayı kurtarma hakkı daima onlarındır.
- Afro-Amerikan: Sempatikler yav.
- Karısı ve çocuğu ile ayrı yaşamakta: Bir polis filmi klişesi değil mi.
- Kahve içip donut yer: Hayır çok fazla Amerikan filmi izlemiyorum.
Bence bu rolde en iyi Bruce Willis veya Denzel Washington oynar.
Kahramanımız film boyunca bu bulguları araştırır. Bir iki fosil bulur. Daha çok donut yer. Çocuğunun okuluna falan gider neblim. Ardından tam işin sırrına ermişken tercihe bağlı kıyamet (buz yada ısınma) kopar. Kahramanımız kurtuluşlarının olmadığını anlar. “Bari gelecek nesilleri kurtarıyım” temalı ekstra-ultra kahramanvari bir gayretle gelecek nesli, bizim neslimizin yaptığı hataya düşmemesi için uyarmaya çalışır. Mağara adamını nasıl uyaracak ben bilmiyorum. Onu da Fatih Akın düşünsün. Gelecek nesli ıyarmayı başaran kahramanımız bir daha Dünyanın resetlenmesini ve insan ırkının soyunun tükenmesini engellemiştir. Ve son…
Teşekkürler, teşekkürler…
Büyük zaferin 8. yılı kutlu olsun
17 May
Bugün 17 Mayıs 2008. Tam 8 sene önce bugün Galatasaray’ımız, İngiliz devi Arsenal’i penaltı atışları sonucunda yenerek 2000 yılı UEFA Kupası Şampiyonu oldu. Türk futbol tarihinde bir ilk ve bir tek olan bu başarıyı bize yaşatan herkesi tekrar kutluyorum.
Aradığını bulabilme sanatı
16 May
Nasıl araması gerektiğini bilenler için Google çok faydalı bir araçtır. Sadece tek kelimesini bildiğiniz bir şarkı, nette diğer tüm linkleri kırık olan bir dosya, kendi adınız (!), acil olarak inmesi gereken bir dosya yada diğerleri. Tek yapmanız gereken doğru şekilde aramak. Öncelikle en temel bilgilerden başlayalım. Diyelim bir özel isim yada kelime topluluğu arıyorsunuz. Örneğin Elvis Presley albümleri. Elvis Presley resimleri de istemiyoruz, Rihanna albümü de (there I said it
). Bu durumda “Elvis Presley albums” (tırnak içinde) yazarsak sadece bu 3 kelimenin yanyana geldiği sayfalar sonuç olarak yer alır.
Yada şarkı sözü arama sanatı. Sadece şarkı sözünün bildiğiniz ve emin olduğunuz kadarını yazın. Burası önemli eğer sözü bilmiyorsanız bulamazsınız. ve aramanızın yanına “lyrics” kelimesini ekleyin. Eğer aradığınız isimli şarkıdan birkaç tane varsa şarkı sözünü tırnak işaretleri arasına almayı deneyebilirsiniz.
Google da yoksan yoksundur derler. İsminizi arayıp bulmak içinse tırnak işaretlerini kullanın. Sizinle aynı isme sahip olan diğer insanların sayısı ödünüzü koparacak.
Program aramak içinse aradığınız program isminin yanına “full” yazın. Genelde türk forumlarına rasgelceksiniz. Hatta abartıp “paylaşım için teşekkürler”, “emeğe saygı” diye eklerseniz türk forumu bulmanız kesinleşir. İşler iyice sarpa sararsa sıra rapidshare de demektir.
Rapidshare dosyalarını aramak için aradığınız kelimelerin yanına “rapidshare.com” ekleyin ve sayfaları önbellekle açın.
Sayısı giderek artan rapidshare arama motorlarına başvurmanızı önermiyorum. O siteler genellikle google arama sonuçlarından rapidshare linklerini ayıklayarak çalışıyorlar. Yani google’ın bulamadığını onlar da bulamaz.
Ne aradığınızı bildiğiniz ve bulduğunuz günler dilerim.
Sevdiğim…
16 May
Bazen insanlar düşünür. Hayatın anlamı nedir diye.. Bunu zaman zaman bende düşünüyorum. Hayatın anlamı nedir diye. En azından seni tanıyıncaya kadar düşünüyordum. Gerçeklerin acı olduğunu ve bu yüzden biberin acı olduğunu anlatan bir espriyi hatırladım. Halbuki biliyor musun, bütün biberler tatlıdır. Zira hayat sanıldığı kadar acımasız ve acı değil…
Sadece hayattaki tadı alabilmeli, kendi istediğin gibi yaşayabilmelisin.
Çevrenin ne diyeceğini umursamadan.. Zira sen yaşayamadıkların ile beraber ölüp gittiğinde çevrenin sana bir yardımı olmayacak.
Kendini özgür bırak, ne hissediyorsan onu yap. Çoğu insan gibi, mesela benim gibi, ne yapmam gerekiyorsa onu yapma, bırak duygularımı perdelemeyi, bırak ırmaklar coşsun. Bir sevdiğinin elini tutarken yaşadıklarının yanlış olduğunu düşünüp hayıflanma, bırak o sevgi senin tüm benliğini sarsın. Eğer onun gerçekten aradığın olduğuna inanıyorsan, ona sımsıkı sarıl, onu yaşa, onu bırakma.
Günün birinde belki anlarsın ne kadar sevdiğini, ne kadar sevebileceğini, ne kadar sevildiğini, ne kadar sevilebileceğini, ama iş işten geçmiş, sevgilin, seni seven gitmiş, yitmiş olabilir. İşte o zaman üzülme vaktidir. İşte o zaman çevrene dönüp, şimdi ne yapacağım diye sorma vaktidir. Alacağın cevabı sana söyleyeyim güzelim. Bilmiyorum diyecekler, senin dediğin gibi. Ben biliyorum oysa, oysa sen de biliyordun. Hep bildin zaten. Ama öyle olmadın.
Ama artık sende biliyorsun, biliyorsun ki, en azından bir kez gerçekten sevildin. Ve yine biliyorsun ki, bu sevgi bitmeyecek. En azından ben bitene kadar.
Yaşa.. Doğru bildiğin insanı bul ve onunla yaşa, ama bu dostunu sakın unutma.. Bil ki unutulmayı hiç sevmem. Ve bil ki kurallarım vardır, herkes buna uymak zorundadır. Dostlarım benden önce ölemezler.
Dostlarım benden çok üzülemezler. Dostlarım benden çok sevemezler. Ve dostlarımı kimse benden çok sevemez. Artık benim dostumsun.
Yaşa bu hayatı sevdiğim, limon gibi sömürerek, tüm ekşiliğine rağmen tadını alarak yaşa…
Vucüt dilini anlamak ve hayatın kararması
15 May
Geçen sene bir internet sitesinde vücut diliyle ilgili bir yazı okudum ve hayatım değişti. Ciddi diyorum tüm insanlara bakış açım bu bilgi kırıntısını hatırladıkça bir anda değişiyor, aynı CS oynarken gece görüşünü aktive ettiğimizdeki gibi. Ve ben bu bilgi kırıntısıı unutana kadar da etrafa bakmak istemiyorum, haklı nedenlerle. Ve şimdi sizde aklımda kalan bu bilgi kırıntısını öğrenince bana hak vereceksiniz.
Onca bilginin arasında aklımda birtek “Azmış (!) erkekler bacaklarını açarak otururlar” kaldı. İnanabiliyor musunuz? Ne alaka benim ne suçum var bunda??
Şimdi de sizden bir iki dakika gözlerinizi kapatıp bu bilginin sosyal hayatınızı ne hale getirebileceğini hayal etmenizi istesem? Mesela daha geçen gün minibüste giderken bacakları açık oturduğunu gördüğüm erkek sayısı hiç te az değil. Ve iğrenç. Neden unutana kadar gözlerimi kapalı tuttuğumu anladınız değil mi şimdi. Gerçi neden gözümü kapattığım sorusunu sorunca herşey resetleniyor ama olsun.
İlk başlarda eğlenceli oluyor aslında. İnsanların birbirinden saklamak istedikleri bir ayrıntıya onların haberi olmadan sahip olduğunuzu bilmek keyif veriyor. Ama daha sonra ayrıntının niteliği aklına geliyor ve üstüne niceliğin ağırlığı binince… kayış kopuyor.
Umarım o yazıyı tekrar bulurum ve aklı başında bir şekilde tekrar okurum. Zira bu tarz (diğer) ayrıntılar çok şeyi değiştirebilir.
Yapacaklarım
13 May
Bunlar da ölmeden önce yapmak istediklerim:
- Alakasız bir insandan “Siz mühendis misiniz” sorusunu duymak (21.08.2008) √
Eski tip bir kasaya ATX güç kaynağı takamadığımız için güç kaynağını CD-ROM’ların bulunduğu yere sıkıştırmak suretiyle hilkat garibesi bir kasa (ama çalışıyordu, ehehee) yarattığımda 5-6 yaşındaki minik bir delikanlının sorduğu “abi sen mühendis misin?” sorusu hem çok değerliydi, hem de listemde ilk maddeyi tamamlamamı sağladı.
- BungeeJumping yapmak (21.08.2008)
- Bir insanın hayatını kurtarmak (filmlerdeki gibi) (21.08.2008)
- Yaşar’la şahsen tanışmak (21.08.2008)
- Keşfedilmemiş bir şeyi bularak tarihe geçmek (21.08.2008)
- İnsanlık için herhangi önemli bir şey yaparak tarihe geçmek (21.08.2008)
- Televizyona çıkmak (21.08.2008)
- Çalıştığım şirkette en tepeye çıkmak (21.08.2008)
- Kendi şirketimi kurarak yurt çapında bilinir olmak (21.08.2008)
- Wikipedia’da adıma bir sayfa açılması (13.12.2008)
- Profesör payesi almak (15.01.2009)
- Kendi PHP MMO oyunumu yazmak (2.6.2009)
Bana hedef bitmez. Yenileri gelecektir. Güncelleme 15.01.2009
Sonunda… emrinho.com
13 May
Bu fikrin aklıma gelmesinden yaklaşık 1 yıl sonra (hiç te utanmam) sonunda bugün alanadımı kaydettirdim ve sitemi açtım. Zaman zaman buraya bişiler karalarım, belki karalamam bilmiyorum çok çabuk sıkılan bir yapıya sahibim. Birkaç hafta sonra bu blog da çekiciliğini yitirir belki… Herneyse arada sırada bir ziyaret etmeyi, beğenmediğiniz yazılara (ki hepsi) yorum eklemeyi (”küfve hayıv” aziz yıldırım) ihmal etmeyin. Bir dahaki yazıma kadar CYA…