Haziran, 2008 için arşivler

Euro 2008 bitti

En azından bizim için bitti. Almanyaya yenileceğimiz belliydi zaten. “Futbol 22 kişinin oynadığı ve Almanların kazandığı oyundur” demişti bilge. Portekiz yenilgisi ardından gelen 3 şans galibiyeti bir anda bizi Avrupanın en büyük 4 takımı arasına soktu. O şans da olmasa zaten Türkiyede yer yerinden oynar Fatih Terimi spor yazarları asarlardı. Fatih Terim gene paçayı kurtardı ama kadro tercihleri uzun süre konuşulacak. Benim bugün konuşacağım konuysa milli takım reklamları.

Hemen hemen her firma kendi milli takım reklamını çekti. Tv’deki 10 reklamdan 8′i milli takım temalı. Bunun adı destek değildir. Destek; daha henüz eleme maçları oynanırken Almanyadaki seyircisiz maçlar öncesi bunları yapmaktır. Tüm firmalar bir şekilde milli takım üzerinden primlerini yaptılar. Ayrıca takımdaki oyuncuların reklam reklam dolaşıp oyunculuklarını sergilemesi de garip geldi. Her reklamda farklı bi topçu boy gösterdi. Antrenmanlardakinden daha çok yorulmuşlardır şüphesiz. Ayrıca kampın başında Emre şerefsizinin F5′e imza atması yada F5′in Nihatın kafasını karıştırması gerçekten kendilerine “Türk” takımı diyen ekibe yaraşır kalitedeydi.

Ayrıca bir de milli takım marşları var. Gülben Ergen, Mithat Körler ve sanırım birkaç kişi daha yeni marş hazırladılar ama hiçbirininki hiçbir halta benzememiş. Tv reklamları hakkında yazdıklarımı tekrarlıyım. Elemelerde nerdeydiniz? Neden prim yapmak için milli takımı kullanıyorsunuz? Madem kullanacak kadar aşağılıksınız neden adam gibi birşeyler yapmıyorsunuz? Benim için milli takım marşı denince akla ilk Tarkanın Bir oluruz yolunda’sı gelir. Kesinlikle kusursuz bir çalışma. Dans engelli şarkıcı yok, anlamsız ve sırf kafiye olsun satır dolsun mantığıyla yazılmış sözler yok.

Turnuvanın tamamını seyredemedim ama seyrettiğim kısımlar için ilgimi çeken bir futbolcu olmadı. Ama Galatasaray’ın yıldızlarının Avrupayı sallaması iyi oldu. Umarım Servet ve Emre G. çabuk iyileşirler ve Galatasaraya yarar sağlarlar.

WC 2010 Güney Afrikada görüşmek üzere…

Güle güle Kremcem

Dizi oyunculuğuyla tanınan ve albüm çıkartarak genç kızların sevgilisi haline gelen Keremcem Bursa’da hayal kırıklığına uğradı. Türkiye genelinde verdiği her konserde izdiham olan, konser sonrasında hayranlarının elinden güçlükle kurtulan yakışıklı şarkıcıyı Bursa konserinde 100′e yakın hayranı dinledi. Konserde görevli firma çalışanları, sivil toplum kuruluşu ve korumaların Keremcem hayranlarından daha fazla olması dikkat çekti.

Beni biraz tanıyan herkes popüler ve abartılana karşı duruşumu bilir. Bu duruşu Kremcem’e de gösterdim. Kremcem benim kendisi için bulduğum bir takma ad ve aslında bundan da gurur duyuyorum. Sırf iki aşk şarkısı söyleyip bir dizide oynadı diye gösterilen bu yersiz ilgi nihayetini buldu ve zatımızın Bursa’da verdiği konsere sadece 100 kişi geldi. Bir balondun, söndüm Kremcem. Şu an çok mutluyum doğal olarak. Ehu

Esas soygun nerede?

1970 yılında 1.80 dolar olan ham petrolün varil fiyatı, Ocak’ta 100 dolar eşiğini aştı. Bu yıl yüzde 40 artış gösteren petrol fiyatı Pazartesi günü 139.89 dolara tırmanarak, tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü.

Bütün dünya ve Türkiye şuan petrol fiyatlarına kilitlenmiş durumda. Çok normal, ülkemizdeki bütün ekonomik dengeler dönüp dolaşıp petrol fiyatlarına dayanıyor. Hızla azalan rezerv ve artan talep petrol fiyatlarını her gün biraz daha yukarı çekiyor. Fosil yakıtların ne zaman tamamen biteceğini bilmiyorum ama bugün dikkatiniz farklı bir konuda yapılan soyguna çekmek istiyorum.

Soygunun yapıldığı ürün Coca-Cola.. Hesaplayalım:

1 varil = 160 litre
Colanın litresi : 1.5 YTL
160 litre cola : 240 YTL = 200$

Şeker, su ve karbondioksitten yapılan bir içecek için sizce de biraz pahalı değil mi?

Bir Senenin Ardından

Öncelikle şunu belirteyim ki saat gece 2.30 ve kafam biraz güzel. O yüzden olaylarda detaylı, imlada dikkatli, ve aktaracağım anektotlarda seçici olamayacağım. Haziranın ortasında böyle bir başlık garip kaçıyor ama biz öğrencilerin senesi eylülde başlar haziranda biter. Ve ben de şimdi biten bir senenin ardından hatırda kalan ve paylaşılmaya değer olanları aktaracağım.

Çoğunuzun bildiği üzere geçen sene üniversiteye girmek için tercih yapmamış ve bir sene daha denemeye karar vermiştim. Bazılarının deyimiyle idealistçe olan bu soylu hareket aslında dışardan göründüğü gibi değil. Aslına bakılırsa üniversitelerin taban puanlarını açıkladığı ilk gün tercih yapmamayı kafama koymuştum. Hem güzel bir puanım yoktu hem de henüz bilgisayar mühendisliği dışındaki alternatifleri düşünmeye hazır değildim. Zaten bazı vakıf üniversitelerinde bursun devam etmesi için gereken minimum notu son bir aya kadar 3.5 zannediyordum. Ne kadar araştırmadım anlayın yani.

İşte bu yüzden bir daha, üç senedir devam ettiğim ve artık demirbaş listesinde yeralmayı hakettiğim maltepe uğura kayıt oldum. Kayıt işlemi pek de güzel sayılmazdı. Eski bir öğrenci olduğum için sadece bana yapılmadığına inandığım bir indirim aldım ama dediğim gibi bence hemen herkese yapılıyordu o. Ayrıca geçen seneki öğretmenlerimle karşılaşma anları da biraz garip olacaktı. Kendimi buna hazırlamam lazımdı. Ama bunun için yaklaşık 1 ayım vardı.

Eylül senenin geri kalanının da taklit edeceği şekilde, su gibi akıp geçti. Ekim geldiğinde dersler başladı. Dersaneye yeni başlayanlar yada sınıf arkadaşlarım hakkında herhangi birşey yazmayacağım ama zaman zaman kendime “bunların arasında ne işin var” diye sormuşumdur. Sene başında önce OSS tadında bir seviye sınavı olduk. 211 ile dersane birincisi oldum. Puan yetersiz görünse bile dersane birincisi lafı güzeldi. Hem zaten bir sürü konuyu unutmuştum ve geçen sene sadece bir kez 210u geçebilmiştim. Ders bittiğinde dersanede kalıp 1-2 saat test çözüyordum. İlk 2 denemem de 235 ve 240 gelince birşeylerin rayına oturduğunu anlamıştım. Ama herşey iyi gitmeyecekti.

Kasıma geldiğimizde ilk olarak adsense hesabım banlandı. O güne kadar çok da güzel gelir getiren ve beni webmasterlığa bağlayan bu olgu elimden alındığında uzun süre kendime gelemedim. Tüm araçları sildim ve aylarca web ile uğraşmaya ara verdim. Ayrıca sanırım saçlarımı da bu ay kestirdim. Saçımla ilgili ilginç bir olgu da şudur ki hiçkimse o ana kadar sana yakışmamış demiyordu fakat ne zaman kestirsem bu halin daha iyi olmuş diyorlardı. Madem bu hali iyi demekki eskisi kötüydü. Neden o zaman onu söylemedin? Şükür ki yaşgünüm yaklaşıyordu ve kendime bütün Kasım ayını yaşgünüm ilan ettim. Dersanede konular zorlaşmaya başlamıştı ama henüz beni zorlayacak kadar değillerdi.

Aralık ayında tam olarak neler oldu hatırlamıyorum ama adsl’yi kotasıza çevirmem ve World of Warcraftla tanışmam bu aya rastlar tahminimce. Dünya çapında yüzmilyonları kendine bağımlı eden oyun beni de etkiledi ve sene boyunca bir daha oynamamama rağmen eskisi gibi çalışmaya başlayamadım. Zor aylar beni bekliyordu. Eskisi kadar dersanede de kalmıyordum artık.

Ocak ayında artık sınava kalan gün sayısını saymaya ve günlerin extra hızlı geçtiğine tanık olmaya başlamıştım. Bu aya ait özel bir hatıra yok kafamda ama düşüş sürüyordu.

Şubat demek tatil demekti. 15-20 gün yatıp uyudum ve dinlendim. Fakat bir yandan da boş testler dağ gibi büyümeye başladı. İpin ucunu bir kere kaçırırsan bir daha yakalayamıyorsun.

Mart ayında OSS için başvuru yaptım ve bekleyiş daha da garip bir hal aldı. Günler ne olduğunu anlamadan hızlıca geçiyordu. Birkaç öğretmenin baskısıyla bir program yaptım ama sadece bir hafta tam olarak uyabildim. Program insanı değilim ben, içgüdülerimle hareket ederim.

Nisan, Mayıs, Haziran.. Hepsi de birbirinden farksız şekilde içi boş olarak geçti. Artık iyice herşeyi bırakmış sadece eksik olduğumu düşündüğüm konuya çalışıyodum. Özel üniversiteleri ve eğitim kredilerini araştırmam ile farklı bölümleri incelemem aynı tarihlere denk gelir. Açıkca kendime bir B planı arıyordum.

Ve bugün; sınav geçen seneden zordu ama çok acayip batırdığımı söyleyemiycem. Günlerim sanki uzaydaymışım gibi bomboş geçiyor ve sıkılıyorum. Xbox + GTA4 ile WOW oynamak arasında kararsızım. Bu ikilem ve iç sıkıntıları arasında sonuçların açıklanmasını beklyorum. Umarım bir dahaki sefere buraya iyi şeyler yazabilirim.

“emrinho™

Veni Vidi Vici

Yarınki ÖSS hakkında;

ÖSS’ye Gircem, ÖSS bize Gircek, Eve Gitcez

Gircem, Gircek, Gitcez

Giren herkese başarılar…

Milli bir maçın ardından…

Dün gece ulusun çoğunluğu gibi ben de Türkiye İsviçre maçını seyrettim. Deşarj oldum sesimi kıstım. Şuan bir kedi kadar sakin ve bir kaplumbağa kadar gürültücüyüm. Maçtan önce İsviçrelilerin yaptıkları kışkırtmaların içlerinde patlaması ise hepsine değdi açıkcası.

Benim içn futbol daima bir stres atma aracı olmuştur. Halı sahada oynarken sebepsiz (!) sertlik, normal tv karşısında seyrederken de bağırış çağırış vs. Mesela bir maçı seyrederken iki takımla da alakam olmasada birini seçer ve diğer takıma savaş açarım. Bazende iki takımdan da sevmediğim yada stilini beğenmediğim oyunculara takarım kafayı. Bu şekilde her hafta bir maç: sessiz sakin bir ben.

GTA IV’yi indirirken internette bile dolanamadığım şu saatlerde buraya yazarken (eet millet xbox alıyorum sınavdan eve döndüğüm anda siparişi vercem) dünkü maçın bir analizini yazmıycam. Ne de olsa ben bir spor yazarı falan değilim. Zaten maçın çoğu kısmını seyretmedim de. Ama İsviçrelileri kebap yaptık ya çok güzeldi doğrusu. İnşallah gruptan çıkarız da bir iki birşeyler yaparız artık.

Not: Xbox ISO dosyalarını dvdye yazdırma konusunda tecrübeli arkadaşlar bana ulaşırsa sevinirim

Houston bir sorunumuz var!!…

Aslında bu yazımda kendilerine emo diyen ucubelere sallayacaktım ama serbest şekilde birşeylere sallamanın bile beni rahatlatamadığı bir dönemdeyim. Sınava 5 gün kaldı. Beni tanıyanlarınız aslında en kadar rahat olduğumu biliyorlardır, zira rahat bir yapım var. O yüzden genel zırvalarla dolduricim bu sayfayı..

Xbox ile laptop almak arasında kararsız kaldım millet. Xbox alırsam GTA4 oynayabilcem ama laptop alırsam da WOW’a başlıcam. Siz olsanız naparsınız? Cevaplarınızı MSN yoluyla bana ulaştırın.

Ayrıca bazılarınız (isim vermiyorum) sınav yıllarıyla sınavın zorluğun karşılaştırıp bu sene soruların zor olacağını söyleyerek moral bozmaya çalışıyor, yemezler. :) (intikam)

İleriki bir tarihte emolara sallıycam, aklımda merak etmeyin. Ayrıca yarısı küçük yarısı büyük harfle yazanlara da sallıycam. Bir gün…

Sınavdan sonraya hiçbir planım yok henüz. Davetlere açığım.

Uzun bir aradan sonra sinema denen icadı hatırladım. Hatırladım da ne oldu? Torrent oldu. :) 21′i seyrettim. Vegas’a gidesim geldi. Seyredin güzel olmuş film.

Kardeşim beni doğaüstü yeteneklere sahip zannediyor. 100 kere deneyip giremediği oyuna 3 kere tek denemede girdim. Bende kendimi bişi sanmaya başlıcam bir daha böyle olursa.

Tekrar buraya yazmayı hatırlayıp 3-4 gün erteledikten sonra yazıncaya kadar görüşmek üzere…

Bu yaz…

Herşeyin bitmesine az kaldı ama hala zamanı değil. Genede ben bu yaz yapacağım şeylerin planlarını yapmaya başladım. Planlamak insanı bir süreliğine de olsa realiteden uzaklaştırıyor. Bazen de abartıp hiç olmayacak şeyler planlamaya başlayabiliyorsunuz. Mesela ben bir ara ciddi ciddi internet kafe açmayı planladım. Oturdum makinalar için config çıkardım, mevzuatını öğrendim (çok alakasız prosedürler de var öğrenmek isteyenler bana ulaşabilir), hatta Google Earth ile civardaki okulları işaretleyip muhtemel gelir potansiyeline sahip mekanları bile belirledim. Herneyse işte şimdi daha gerçekçi hedeflerimi sıralıyorum.

  1. Bu blogu yalan etmeden yazı yazmak: Çabuk sıkılan bir yapım olduğu için hemen bayıyorum herşeyden.
  2. Xbox 360 satın almak: Premium yada Elite Pack tercihimdir. Sırf GTA4 oynamak için alıyorum dersem yalan söylemiş olmam.
  3. GTA4′ü bitirmek: Gurur meselesi haline getirdim ben bunu başarabilirim.
  4. Euro 2008′in tamamını seyretmek: Euro 2004′ün tamamını seyretmiştim sıra bunda.
  5. PHP dilini öğrenmek: Benim gibi bir dahinin henüz hiçbir programlama dili bilmediğine inanabiliyor musunuz? (Evet kral çıplak)
  6. Çok haddimi bilmezsem bir adet LCD TV: HD Ready olanlar tercih edilir.

Daha aklıma geldikçe eklerim. Esenliklerle kalın..