Eylül, 2008 için arşivler

Hala bekliyorum

Günlerim beklemekle ve zaman öldürmekle geçiyor. 15inde açılan okulda öğretime bir türlü başlayamadım. 18inde hazırlığı atlamak için sınava girdim ve sonuçları tam bir hafta sonra anca açıklandı. Tabiki de geçmişim. Orada bir sürprize yer yok. Ama sınava giren 970 kişiden sadece 90ının sınavı direk geçmesi biraz ilginç geldi bana. Ayrıca şimdi 1. sınıftan başlayacağım için direk geçen sene de burada okuyan ve birbirini tanıyan bir grubun arasına katılmam gerekecek. Yapmadığım şey değil.

Bugün 1. sınıf derslerini seçmek için okula gittim ve ilgili öğretmen gelmediği için boşuna gitmiş oldum. Tam boşuna gitmişim sayılmaz, ders programıma şöyle bir göz atma fırsatım oldu. Ayrıca okulu biraz dolaşma imkanı da buldum. İlginçtir, bugün sadece 3. kez oraya gittim.

Buraya da uzun zamandır eskisi kadar sık yazmadığımı farkettim. Belki bundan sonra daha çok yazarım. İş tamamen hissetmekle alakalı. Canın istemiyorsa da zorla saçmalayamazsın. Garip olan şey de uyumak için yatağa yattığımda yazmak için ilham gelmesi. Bu gibi durumlarda eski cep telefonumu arıyorum. O telefonla ekrana birşeyleri unutmamak için notlar alabiliyorum (K700i) ama kendisi ufaktan kafayı sıyırıp mentalist olmaya karar verdiği için (kendi kendini şarj etmeler falan) artık J100i ile idare ediyorum.

Tekrar yazıncaya kadar; emrinho™

Dizi Sezonu Başladı

Dün gece yaklaşık 20 kadar dizi tekrar yayına girdi ve Emmy ödüllerinin ardından Amerikadaki dizi sezonu tekrar başladı. İlk olarak izlediğim How I Met Your Mother ve Two And a Half Men açılış bölümlerine göre oldukça güzeldi. Barney’nin Robin aşkından çabuk vazgeçip “bimboları” seçmesi kesinlikle doğru verilmiş bir karardı. Zira eğer Barney de Ted gibi birine dönüşseydi o dizi çekilmezdi. Marshall’ın sürekli koltuğun arkasından fırlaması ve millete “what are you doing” diye sorması da güzeldi.

Ama bence bu sezonun esas bombası The Big Bang Theory. Hala seyretmemişleriniz varsa, inek sayılabilcek kişilerin gerçek hayatla çatışmalarını anlatan müthiş bir komedi. Bu haftaki bölümünde basit bir randevuyu bile bilimsel terimler ve değişkenler içinde icra ederek damağımda bir Coupling tadı bıraktılar.

Tamamen alakasız bir konuda, ben hala hazırlık sınavımın sonucunu öğrenemedim. Nebiçim bir okul bu böyle ya. 6 Ekime kadar tekrar gitmiyorum zaten. Ne sınıfım belli ne derslerim ne kitaplarım. Günlerim film izleyerek geçip gidiyor. Sizlere de küçük bir tavsiye, asla unrated edition bir film indirmeyin.

Sınava geri sayım

Türkiye’de okumaya çalışan bir öğrencinin hayatında sınavlar bitmiyor malesef. Yarın sabah hazırlık sınıfını atlamak için sınava giricem. Kendime pek güvenim yok zira sınavda bir listening bölümü mevcut, geçen senelerde böyle birşey yokmuş, şans işte. Yaklaşık iki haftadır ingilizce duymak uğruna bütün dizi film arşivimi baştan seyretmek işin en güzel kısmıydı. Arasıra keşke her sınava böyle çalışılsa dedim. Umarım herşey yolunda gider ve sınavı geçerim. Bu arada Big Band Theory izlemeyi ihmal etmeyin. Muhteşem bir komedi olmuş.

Spore

Geçenlerde indirip oynadığım bir oyundan bahsetmek istiyorum size. Oyunun adı SPORE. Amacımız bir bakteriyi alıp evrim sürecinden geçirerek bütün uzayı domine eden bir ırka dönüştürmek. Bu amaç uğruna diğer yaratık türleriyle ilişkilerinizi iyi tutmalı ve DNA parçaları kazanarak yaratığınızı akıl almaz bir özgürlükle kişiselleştirmelisiniz. Yada eğer etobur bir canlı istiyorsanız oyundaki tüm ırkları kesip yiyebiliyorsunuz. Üstüne üstlük 50 çeşit canlıyı yiyince bir feat bile açılıyor.

İlk başlarda oyunu tam bilmediğim için dünya barışına saygılı bir otobur oldum. Bütün diğer ırklarla ilişkilerimi iyi tutup herkesle dost oldum. Bu oyundaki gelişiminize hiçbir zarar vermiyor ama çok sıkıcı. Ben biraz aksiyon görmek istiyordum. Ayrıca yarattığım bu sümükümsü karakter oyunun yaratık editörünün kapasitesinin çok çok altındaymış şimdi farkediyorum.Daha sonra ultra etobur ve vahşi bir dinozor-terminatör yarattım ve oyunun esas zevkini almaya başladım. Üstteki 3 yaratık tamamen hayal gücümün eseridir mesela.

Burada oyunun karakter editöründen bahsetmeden geçemiycem. Çeşitli hayvanlara ait yüzlerce değişik vücut parçası var ve editör bunlardan kendi yaratığınızı yarattırırken parçalar arasında hiçbir sırıtma olmuyor. Herşeyin boyu, açısı, rengi tek tek ayarlanılabiliyor. Buldumcuk dakikalarında insana tanrıymışsın gibi hissettiriyor.Tek kelimeyle herkesin oynaması gereken bir oyun.

Not: Uzay çağına gelenler abduction olayını mutlaka denemeli. Hiçbirşey hızla gezegenin yüzeyine yanaşıp renklerini beğendiğiniz yaratıkları gemiye ışınladıktan sonra gaza basıp gitmek kadar eğlenceli olmamıştı.

Fancy Kimlik Kartı

Bugün resmen Okan’lı oldum. 2 saat süren bir kayıt maratonunun ardından tüm işlemleri tamamlayıp evime döndüm. Dikkatimi çeken noktalar.

  • Kimlik kartı için OSYM resmini kullandılar. Rezalet!! Kimlik değil tabiki, resmim rezalet.
  • Kayıt yapılan alanın yanında bir tv ile birbirinden şekil futbol videoları gösteriyorlardı. Önce PS var, sonra maç yayınlıyorlar zannettim. Meğerse tüm joga videolarını indirip DVD yapmışlar.
  • Kayıt için sıra veriliyor fakat elektronik aksam yok. Öğrenciler milletin arasında numaraları bağırıyor falan.
  • İşbankası neden merkezle haberleşmek için hala 56K modem kullanıyor? İnternetse al sana wireless güzelim ne demeye yoruyosun hem kendini hem bizi. Yarım saat bağlantınızı bekledik.
  • Üst kattan alınan, üstüne printer ile bilgiler basılan standart plastik kart nasıl oldu da aşağı katta “akıllı kart” oluverdi? Bir cihazın üstüne tutup bir iki zırva yaptılar ama bence göz boyuyorlar. Sene içinde cihazın markasını öğrenip getirttiricem bir tane.
  • Mail adresi için prefixi neden kendimiz seçemiyoruz??

Şimdi gidip sitenin header resmini değiştirmem gerekiyor. Cya

Pişmanlık

Neredeyse tam bir sene olacak sen kaybedeli. Bir senedir her aklıma gelişin dayanılmaz acılar veriyor bana. Öylesine büyük bir pişmanlık ki bu ne çığlık çığlığa bağırmak ne seni aramaya çalışmak ne de kabullenmek çare oluyor. Öylesine büyük ki, ben yaşadıkça kapanmayacak bir yara olarak benimle gelecek, seni hatırlatan her şeyin ardından kendime zarar vermek isteyecek kadar çıldırtacak beni.

Tek suçumuz yanlış zamanda yanlış yerde olmaktı. Keşke daha önce karşılaşsaydık demiştin ya al benden de o kadar. Nerden bilebilirdim ki onca sene sadece birkaç sınıf uzağımda olduğunu? Bilsem gelmez miydim? Tanımaz mıydım seni, izin verir miydim bu işkenceye?

İmkansızlığın pençesinde kıvranırken kalbe söz geçirmek zordur. Sen geçirdin ama. Kendince doğru olduğuna inandığın şeyi yaptın. Ve belki de ikimizi de bir daha hiç kurtulamayacağımız bir pişmanlığın pençesine attın. Şimdiki aklım olsa çekerdim kolundan seni, engellerdim. Bende asil olduğuna inandığımı yaptım, belki de son kez. Gitmene izin verdim.

Şimdi senden son bir şans daha istiyorum. Herşeyi daha farklı yapmak için, bu kez mutlu bir son ile bitirmek için. Biliyorum, belki beni unuttun, unutmasan da belki de bu yazıdan ve bu pişmanlığımdan hiçbir zaman haberin olmayacak. Ama şunu da biliyorum, “Nasılsa bir gün tekrar karşıma çıkacaksın. Ve ben de aynı hatayı tekrar yapmayacağım.”