Kendi Best of Albümüm

Posted in İlginç | No Comments

cover
 

Sonunda kendi Best of albümümü hazırlamaya karar verdim. Aşağıdaki şarkıları güvenle dinleyebilir ve arkadaşlarınıza dinletebilirsiniz. Öncelikle slow şarkılarla başlıyoruz.

  1. Sıla – Dön Demeyi Unuttum
  2. Bryan Adams – Have You Ever Really Loved a Woman
  3. Yaşar – Şarkı Halinde Kal
  4. Wycleaf Jane – 911
  5. Nedim Zeper – Şakası Yok
  6. Melih Görgün – 14 Bahar
  7. Craig David – Rendezvouz
  8. Funda Arar – Camdan Kalp
  9. Ferhat Göçer – Biri Bana Gelsin
  10. Enbe & Aslı Güngör – Kalp Kalbe Karşı
  11. Bora Öztoprak – Gidiyorum
  12. Barış – Dün Batmadan
  13. Baha – Kutupta Yaz Gibi
  14. Gökhan Özen – Herşeyde Biraz Sen Varsın

İstek gelirse bu şarkıları toplar rapidshare’e atabilirim. Albüm hazırlama işi eğlenceliymiş. Yakında hareketli şarkılardan oluşan bir albüm de hazırlayabilirim.

Bravo Edibe Sözen’e

Posted in Genel | No Comments

Bravo, gerçekten de bravo. Zekice hemde çok zekice. Anca Edibe Sözenden çıkacak zekilikte bir iş. Ayakta alkışlıyorum ve kendisine daha önce nerelerde olduğunu soruyorum. Çünkü kendisi oradayken biz daha rahattık.

Öngörü denen yeteneğe sahip olmayan bu yüzden de yasakladıklarının daha ilginç hale geleceğini bilemeyen AKP zihniyetinin son marifeti hepimize hayırlı olsun. Adım adım iranlaşıyoruz.

Her okula ibadethane yapılacakmış. Ulan senin her okulunda fizik laboratuvarı var mı ki?

Pornoyu kırmızı poşete koycakmış TC kimlik no gerekcekmiş. Gazeteciden porno alan lamer mi kaldı artık internet var. Ayrıca daha geçen hafta 8 milyon Tc kimlik noyu internete veren onlar değilmiydi?

Gitgide iranlaşıyoruz. Sonumuz hayrolsun. Akpnin de sonu hayrolsun. Bu halk geleceğini iki torba kömüre satmayı kestiği anda öyle bir tokat yiyecekler ki..

Sigara

Posted in Genel | No Comments

Harcanan ve geri dönmeyecek bir ton vakit ve beyin gücü ardından sonunda sigaranın ne halta yaradığını ve içenlerin neden bile bile (ki bu kısımda ciddi şüphelerim var) kendilerini zehirlediklerini buldum. Sigara kuşağımız gençlerinin muzdarip olduğu bir üçlemenin parçası. Üçleme:

1) Başarısız ilişkiler: Aslında 2. parça ile bağıntılı bu. Bir anlamda birbirinin sonuçları gibi diyelim. Teenager gördüklerinin yada görmediklerinin etkisiyle yanlış kararlar verir ve kendini ve karşısındakini hayatı boyunca taşıyacağı yükler altına sokar (bu noktada Yaşar’ı ve Sedva Yükleri parçasını anmadan geçemiycem).

2) Bakkal müziği ve edebiyatı: Teenager aşırı doz Serdar Ortaç ve Demet Akalın alırsa vucüduna, bizim halk arasında beyin ..cıklaması (tü tü tü ayıp ayıp) dediğimiz olay gerçekleşir. Acemi teenager gerçeği ve sanalı ayıramaz ve hayatı Demet Akalın şarkıları gibi yaşamaya başlar. Şimdi neden 1. parça ve 2. parçanın birbirinin sonucu olduklarını anlıyoruz.

3) Sigara a.k.a Poz: a.k.a. açılımı “alternatively known as” yani “bilinen diğer adıyla” oluyor. Bu durumda sigara eşittir poz oluyor. Şöyleki başarısız ilişkiler yaşayan teenager gittikçe Demet Akalın batağına saplanırken, artık ellerini kavuşturup şarkılara tempo tutmak kesmez. Daha fazlasını yapmalı, poz atmalıdır.

Acı çektiğini, aslında önemsediğini, kalbi kırık bir apaçi olduğunu belli etmelidir. İşin raconu budur. Üye olduğu warez forumlarında imzasına kamyoncu edebiyatının en seçkin eserlerini ekler. Komiktir zira “paylaşım için teşekkürler” yada “emeğe saygı” altında “beni çekemeyen anten alsın” gibilerinden sözleri görmeyi normal bünye kaldırmaz. Bir güneş gözlüğü edinip (hacı yada uzunca yalvararak ödünç) karizma fotolar çekilir, bilimum arkadaşlık sitesine ve msne avatar yapılır. Msn spaces’e kamyoncu edebiyatı doldurmaya devam edilir. Bir yandan da herkese friend isteği gönderilir vs.. Fakat bütün bunlar yapılırken konumuzun esas oğlanı olan sigara daima elde, dudakta yada monitörün yanındaki kül tablasındadır. Ara ara derin nefesler çekilir akla kendi isteğiyle sırf ayrılmak için ayrıldığın 25-30 kızdan biri getirilir. “Ulan bana bu yapılır mı” gibilerinden derin trans moduna biri sizi kuvvetlice tokatlayana kadar devam edilir.

Hmm, gerçi şuan sizi baya sert tokatladım sayılır değil mi??

Ohh, poz atan yurdum apaçisine azar kaydım rahatladım, birdahaki eylemimde emo tiplerine azar kaymayı planlıyorum.

Süperkahramanlar

Posted in İlginç | No Comments

Ne kadar hayal ürünü olsalar, ne kadar iç gıcıklayan ve sahip olmak için birçok şeyi feda edebileceğimiz yetenekleri olsa da süperkahramanlar gerçek değillerdir. (Ciddi misin?) Herkesin sahip olmak isteyeceği bir süper yetenek vardır. Kimimiz müthiş hız ister kimimiz ölümsüzlük, kimimiz uçmak vs.

Bazılarımızın da kahramanları bunlardan farklıdır. Mesela benim süper kahramanlarım Homer Simpson (The Simpsons), Jeff Murdock (Coupling UK), Barney Stinson (How I Met Your Mother) ve Quagmire (Family Guy). Genellediğimizde eğlenceli tipleri kendimle özdeşleştiriyorum yani.

Geçen gün aklıma gelen ise bu 4 kahramanı birleştirip bir ultra süper kahraman yaratmak. Bunu yapmaya çalışırken de bazen çakışmalar oluyor, mesela Barneynin imza özelliği takım elbisesi bu yüzden onun takımını alıyoruz. Sima olarak Homerın yüzü ve saçlar olarak da Jeff’in elektrik yemiş kıvırcık saçlarını aldık. Adamı tamamladığımız için Quagmiredan birşey alamıyoruz. Onun imza hareketi “giggidy giggidy” sesiyle yaptığı “el-kol” hareketleri ama bu jesti Barney takım elbiseli Homer suratlı Jeff saçlı yaratığa yaptırırsam komik değil acınası birşey çıkacak ortaya. Sanırım her kahramanı kendi sahasında bırakmak daha iyi olacak.

Kutsal Şeyler

Posted in İlginç | No Comments

Ülkemiz bildiğiniz gibi din konularında hassastır. Şakası olmaz, fazla ağıza sakız edilmez, başka şeylere benzetemezsiniz falan. Ama Avrupa’da durum böyle değil. Adamlar bizi de kendileri gibi rahat sanıp bir karikatür yaptılar, ortalık karıştı.

Geçen gün Conan O’Brien’ı izlerken küçük bir İsa Meryem Yusuf skeci gördüm. Şimdi bir an düşünün, Beyaz Show’da Muhammed İsa ile tavla oynuyor oyun Marsa gidiyor felan. Mümkün mü? Önümüzdeki bir 500 yıl kadar değil malesef. Biraz araştırınca bunun ilk ve tek olmadığını gördüm (zaten biliyordum). Şimdi sizlere Family Guy’dan araklama videolarla Avrupanın gelişmişliği (!).

Olimpik Ruh

Posted in Genel | No Comments

Bildiğiniz gibi 2008 Pekin Olimpiyatları yaklaşıyor. Atletler altın madalya kazanarak tarihe geçmeye çalışacaklar falan filan. Beni deli eden konu ise NtvSpor’un tavrı. Günlerdir sürekli olimpiyatlarla ilgili yayın yapılıyor. Ne zaman açsam ya bir koşu ya bir bisiklet yarışı yada eski olimpiyatlardan görüntüler. Bir noktaya kadar güzel ama sanki başka birşey yapmıyorlarmış gibi geliyor. Futbolda sezon açılcak, takımlar transfer üstüne transfer yapıyor ama ntvsporda ses yok. Bir hazırlık maçı yayını yok. Olimpiyat diye diye futbolu boşladılar. Tabiki bir spor kanalının sadece futbola bağlı olmaması lazım ama bunu tutup da “futbol yayınlamıyoruz gençler” seviyesine getirince olmuyor. Sanırım ntvspor uzunca bir süre kumandamda geri sıralara düşecek.

Ayrıca E2 de yayınlanan komedi geceleri de baymaya başladı. Sürekli aynı standupcıların aynı gösterileri. 3’ten sonra bayıyor. Birtek gece verdikleri Conan O’Brian ve South Park ikilisi güzel. Onun dışında E2’de de iş yok. Family Guy bile sadece bir gün yayınlanıyor.

CNBC-E den hiç bahsemiyorum bile. Sanırım gelecek sezon da birsürü abuk diziyi yayınlayacaklar. Bir süre öncesine kadar hergün bir dizi takip eden ben de Rapid+Torrent ikilisiyle bilgisayarıma konuşlanıcam. Belki de laptop olur. Kısmet.

TercihMania 2008

Posted in Genel | No Comments

Hepimizin bildiği gibi sınav zamanları geçti, sonuçlar açıklandı ve şimdi tercih zamanı. Sıralamalar, tanıtım filmleri, tv’ye çıkan öğretim üyeleri, tercih kılavuzu, üniversitelerin websiteleri, akıllı tercih motorları derken bendenizin beyni resetlendi. Tercihlerin bitmesine az bir zaman varken şuan elimde sadece 3ü imkansız 1i garanti 9 tercih var. 24 tercihi tamamlayamamaktan dolayı ÖSYM’ye karşı mahcup duruma düştüm.

Ayrıca herkesin değişik bildiği ama hiçkimsenin de tam olarak paylaşmadığı tercih sıralaması olayı da var. Herkes doğrusunu biliyor ama kimse sana söylemiyor. Sinir bozucu. Ben de kafama göre sıralıycam. Canımın istediği heryeri yazıp en sonunda nalbant olcam. Geçenlerde okuduğum bir haberde nalbantlık bölümünden mezun olanların işlerinin garanti olduğunu öğrendim. Bu çok ilginç, zira ülkenin %95i okurken doktor, mimar, mühendis falan olmak ister ama sonuçta işsiz kalırlar. Eğer ben de kariyerim konusunda sevdiğim iş ile çok para getirecek iş arasında seçim yapacak olsam daima sevdiğim işi seçerdim. Zaten çalışmaktan pek hoşlanmıyorum, eğer birde sevmediğim bir iş olursa çok kötü olur.

Birkaç gün içinde tercihimi netleştirip başvuruda buluncam, o zamana dek cya…

Salak olmak lazımmış…

Posted in İlginç | No Comments

İşte şimdi size paranın denklemini açıklıyorum. Önce değişkenlerimizi listeyeleyelim:

Bilgi = Güç

Vakit = Nakit (vakit yerine zaman diycem)

Şimdi fizik dersinden aşina olduğumuz temel güç formülü:

Güç = İş / Zaman

Değişkenlerimizi yerleştirelim:

Bilgi = İş / Para

Denklemden parayı çekersek:

Para = İş / Bilgi

İşte bu son denklemimizde bilgi ne kadar azalırsa para o kadar artıyor. İlginç değil mi? Hatta ironik.

Tekrar Online

Posted in Genel | No Comments

Birkaç ay önce sitemi bir telaş içinde açtığımda, bir sunucu alma fırsatım olmamıştı. Ve bedava host sağlayan bir firmayı kullanmıştım. Geçen gün bu firmanın, sayfalarımın en altına bir kod eklediğini farkedince, artık birşeyleri değiştirme zamanının geldiğini farkettim. Zaten yavaş olan ve zaman zaman açılmayan, çoğunlukla MYSQL sunucusunun offline olduğu sunucudan gına gelmişti. Evet farkındayım sadece sebep arıyormuşum. Herneyse sonuçta artık daha güçlü bir sunucudayım ve umarım daha az kapanır sitem.

Farkettiğiniz gibi temamı da değiştirdim. Öbürü de güzeldi ama sanırım okurken biraz göz yoruyordu. Hem zaten bu yeni temayı daha çok sevdim. Tam Türkçeleştirmesini bitirmedim ama şu hali de yeterli olmalı. Ama herşeyden önemli olan bir bloga 3 aydan uzun süredir sıkılmadan yazıyorum. Alanadı yüzünden olmalı. Tüm taklitlerime selamlar burdan.

“TAKLİTLER SADECE ASLININ DEĞERİNİ ARTIRIR”

Parfüm Şişesi

Posted in Genel | No Comments

Çok uzun süren bir ayrılıktan sonra, geçen gün tekrar gördüm seni. İlk başta tanıyamadım. Daha dikkatli bakınca kavradım. Herzamanki kayıtsızlığınla, neredeyse taş gibi duruyordun.  Biraz eskimiş gibiydin, biraz yorgun. Ama sonra öyle bir an geldiki, ne kadar paha biçilmez olduğunu tekrar farkettim. Sen o parfüm şişesiydin.

Aradan geçen yıllar seni de eskitmişti besbelli. Son demlerine yaklaşmış, yanında halefinle beraber sabırlı bir şekilde bekliyordunuz. Yaklaştım, elime aldım. Hafiflemiştin, bitmeni istemiyorum. Bir an tereddüt ettim. Düpedüz kendine eziyetti bu. Mazoşist zevklerim yoktur ama bu dürtüye de karşı koyamıyordum. Yaşayacaklarımı düşündüm. Bir de sonuçlarını. Durum eşit. Eşitliği bozmak için bir şey daha bulmam lazım. Ama o zaman tarafsız olamam ki. Kararımı verdim. Seni yavaşça kaldırıp burnuma doğru yaklaştırdım. Tanrım bana yardım et. İşte başlıyoruz:

Gece saat 3. Sanki koca ilçede tek ben ayaktayım. Dışardan ara ara köpek havlamaları duyuluyor. Burdaki tek ses ise benim heyecanlı soluk alışlarım. Hava buz gibi, ufaktan bir titreme geliyor. Yavaşça ve ses çıkarmadan banyoya gidip yüzümü yıkıyorum. Aynadaki kişi benden çok farklı. Umarım gözlerimdeki bu şişkinlik iner. Yavaşça odama dönüyorum ve listemi çıkartıyorum. Plancıyım, herşey mükemmel olmalı. Yol için birşeyler atıştırıp üstümü giyiniyorum. Ve sen, vazgeçilmezim, imzam, sıkıyorum üstüme. Yol uzun, ama sonu güzel.

Herşeyi bir daha kontrol ettikten sonra yola çıkıyorum. O kadar mutluyum ki. Yürüyeceğim yol bana hiç uzun gelmiyor. Kulağımda o çalıyor: “Seni geri istiyor bu gönül, bu uykudan uyandır özümü, şu dünyada ayrılığın lüzumu, var mı gülüm bana söyle”. Yürüyorum, sokaklar benim, bir Allahın kulu yok etrafta. Uzaktan caminin mahyasının ışıkları boş yolda ve kaldırımda yansıyor. Sanki Güneşin üzerinde yürüyorum. Bir rüzgar esiyor ufaktan titriyorum. Gözlerim saatime ilişiyor bir an. Adımlarımı hızlandırıyorum. Yol uzun, ama sonu güzel.

Bekliyorum. Dakik bir insanım, önceden geldim bekliyorum. Otobüs garının servisi gelecek ve beni otobüse götürecek. Bekleyen tek ben varım. Hem zaten bu saatte insanın servis beklemesi için ya deli olması lazım yada aşık. İkisiyim. O, söylemeye devam ediyor: “Ayrılırken var ya, yüzüne bakamıyorum, demesi çok zor ya, elveda diyemiyorum”. Oturuyorum ve söyleyeceklerimi düşünüyorum. Herşey mükemmel olmalı. İçimdeki mutluluk dakika dakika artıyor ama her dakika da bu günden biraz daha götürüyor. Dur diyemiyorum. Zamana söz geçirilmez uzun zaman önce öğrendim ben bunu. Ama bu gün bana lazımdı. Her saniyesi, her dakikası, her sözü, her hareketi aklıma kazımam lazımdı. Bu günü aklıma kazımam lazımdı. Kolay mı? Bir ay hasret girecek araya yarın. Gözlerim saatime ilişecekken far ışıkları onları alıyor. Servis burada sonunda. Biniyorum, yol uzun ama sonu güzel.

Karayolundan hızla ilerliyoruz. Alışık değilim bu hıza ama bazen risk almak gerekir. Şöförü kutlayasım geliyor. Bir yandan da kaç dakika kaç saniye kalmış an be an hesaplıyorum. Lambalar ve yol çizgileri amansızca geçmeye devam ediyor. Sayıyorum duruyorum. Yanından geçtiğim binalar artık tanıdık, ufaktan tahmin yürütmeye çalışıyorum. Yollarla aram hiç iyi olmadı zaten. Radyodan yürek burkan nağmeler yükseliyor. Şöför de haklı, bu saatte bir deliyi gara taşımak yerine sevdiği insanlarla ya da en azından rahat yatağında olabileceğini biliyor. Belki de bu yüzden hızlı gidiyor. Hızlı giderek, bilmeden de olsa değerli zamanımı koruyor. Bugün bana hepsi lazm. Yol uzun ama sonu güzel.

Gardayım. Serde erkeklik var ya dışarda oturuyorum. Soğuk herzamankinden de soğuk. Titreme de artık ufak değil. Ama soğuktan titremiyorum ben. Heyecanlıyım, elimden alınan her saniyeyle daha da artan bir heyecan bu. Gözüm içerideki televizyona kayıyor, gözüm sıcak binayı isteyen vücudumun tercümanı adeta. TV ile alakası yok bunun. Oturmaya devam ediyorum. Etrafta insanlar birikmeye başlıyor. Vakit yaklaşıyor olmalı. Bu düşünce bile titrememi şiddetlendirmeye yetiyor. Allahım o kadar mutluyum ki.. Şu etrafımdaki insanlar, hatta koskoca dünya bile bunu anlayamaz gibi geliyor. Ben farklıydım, bu farklıydı. Öyle olmalıydı. O söylemeye devam ediyor: ”Her uzak şey gibi, öyle yalnız hayal, yalnız rahiya ve renk, şarkı halinde kal”. Otobüsün ışıkları bulunduğumuz yeri ve günümü aydınlatmaya başlıyor. Birazdan o otobüse bineceğim ve yola çıkacağım. Yol uzun ama sonu güzel.

Yüzüme buz gibi deniz havası vuruyor. Heyecanımı unutmuşum, bu sefer cidden soğuktan titriyorum. Martı sesleri su seslerine karışmış. Ufukta büyük büyük gemiler demirlemiş duruyorlar. Biz ise hızla ilerliyoruz. Arada etrafa bakıp çeşitli hayatlara gözlemci oluyorum. Öğrencisi, ebeveyni, çalışanı, misafiri, birçok hayat devam ediyor ama bunlar bu faninin umrunda bile değil. Zaman zaman merak bile ediyorum benimki gibi bir amacı olmadıkları için neden hala yaşıyorlar diye. Telefonumu açıyorum nihayet. Bir iki yere çağrı bırakıp, gelen mesajları okuyorum. Arada sırada gözümü telefondan kaldırıp ileriye bakıyorum. Amacım toprağı görebilmek. Koca denizin ortasında yer tahmini yapabileceğim binalar olmadığı için tek umudum toprak. Kalan zamanı tekrar hesaplıyorum. Her parçası değerli. Bir süre sonra kara görünüyor. Karayla birlikte heyecanım da ufukta beliriyor. Gidip yerime oturuyorum. Birazdan tekrar yolda olacağız. Yol hala uzun sayılır ve sonu da geciktikçe güzelleşiyor.

Uyuyakalmışım, telaşla uyanıyorum. Çok şükür daha vakit var. Kahretsin daha vakit var. Otobüs iki yanı da ağaçlık bir yoldan ilerliyor.  Gözlerim saatlerde. Bir otobüsün saati bir kol saatim. Geçmiyor meret, ama geçmesini de istemiyorum. Yani bir noktadan sonra. Derken ilerde ağaçlıkların bittiğini farkediyorum. Aman Allahım gelmiş miydik? Ağaçlıkların tam olarak bitmesiyle kafamı sola çeviriyorum. Evet evet gelmişiz!! Bacaları görüyorum. Nükleer santral bacası bozması, daha çok bana geldiğimi belirten yapı. Titremelerim artık rahatça farkediliyor. Allahım kendimi kontrol edemiyorum. İçim, adını bilmediğim değişik duygularla dolup taşıyor. Elime boya fırçası verip duygularını anlat deseler bir gökkuşağı çizerim. O derece. Hayat doluyorum, hareket etmek, koşmak, bu lanet otobüste tıkılı kalmamak istiyorum. Otobüs yavaşça gara giriyor. Kafam manyaklar gibi hareket etmeye başlıyor, her yerde gözlerim seni arıyor. Otobüs yavaşça duruyor ve kapı açılıyor. Yol bitti, ve sona geldik.

İniyorum, kafamla olmasa da bu sefer gözlerimle etrafı tarıyorum. Neredesin? Senin için bunca yol geldim ben. Otobüsün ılık ortamından sonra sabah rüzgarı biraz daha titretiyor. Sanki yeterince titremiyormuşum gibi. Gözlerim hızla kalabalığı tarıyor, kendimi X-ray cihazlarına benzetesim geldi. Tanrım umarım böyle salak esprileri onun yanında da yapmam. Derken birdenbire görüyorum, dalga dalga kahverengi saçlar, evet bu o, yanılmama imkan yok, yanılamam. Kendimi serbest bıraksam elektrik çarpmış gibi dalgalanırım ama derin bir nefes alıyorum. Saçma sapan şeylere yer yok artık. Mutluluğum doruklarda. Yavaş ve emin adımlara sana doğru yürüyorum. Allahım, belki hasretten, belki de senin doğal halin, o kadar güzelsin ki sana doğru yürürken dengem kaybolur gibi oluyor. O masum gülüşün hala dudaklarında. Son bıraktığım gibi ağlamaklı değilsin bu sefer. Yaklaşıyorum, yaklaşıyorum.. Onca günün hasretiyle sarılıyorum. Binlerce şeyin sözsüz anlatımı bu. Uzak kalındığı için edilen onlarca kavga, dökülen tonla gözyaşı ve diğerleri. Hepsi bitmişti artık. Gözlerin yaşarıy

or, bende dayanamayacak gibiyim, yüzün sırılsıklam. Islak bir öpücük ve tekrar uzun bir sarılma… İşte son…

Ve gerçek… Hayal olamayacak kadar bile güzel bir anıdan sonra, gerçek olamayacak kadar gerçek bir gerçekliğin içinde kendimi, elimde parfüm şişesi, hıçkıra hıçkıra ağlarken buluyorum. Bu da, her yıl seni kaybettiğim gün, o zamanları unutmamak, yaşatmak, ve seni, o tatlı bakışını, ıslak öpüşünü, sıcaklığını ve bana hissettirdiğin iyi veya kötü bütün duyguları hatırlamak için kendime yaptığım bir işkencedir, Çiçek Perisi..

Yol artık her zamankinden daha uzun ama sonunun güzel olduğunu biliyorum… Son’da görüşürüz…

Ben

emrinho
  • Bro Code Artlicle 87 : A bro shall at all times say "yes"
    Barney Stinson

Kategoriler

Arşivler

Linkler